Forum •  Email •  Bize Yazın •  Ziyaretçi Defteri •  Anasayfam Yap •   
 Siteiçi Arama
Sonuçlar 2-3 saniye gecikmeli gelir.
Kullanıcı Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre
Şifrem
Yeni Kayıt
Güncel Haberler
Sevgi üç türlüdür

 
Anasayfa / İLETİŞİM / 





Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
BAŞKALARININ DERDİYLE DERDLENMEK

Diyanet Dergisi Ağustos 2012 Sayı:260

Dünya hayatı iniş ve çıkışlarla, düz ve yokuşlarla, derd ve sevinçlerle dolu. İnsan için her zorluğun bir kolaylığı, her bolluğun bir darlığı, ölüm hariç her derdin bir çaresi var. Hayat tekdüze değil. Bu durum, dünyanın Allah’ın cemal ve celal sıfatlarının mazharı olmasının tabii bir gereği.

 Câmiu’l-ezdâd olan Allah’ın cemal sıfatlarından hayır, güzellik, gündüz, iman, iyilik ve cennet; celal sıfatlarından şer, çirkinlik, gece, küfür, kötülük ve cehennem zâhir olmakta. Gece ile gündüzün birbirini izlemesi gibi cemal ile celal de sürekli birbirini izlemektedir. Nitekim Niyazi Mısrî bunu ne güzel ifade etmiş:
Cemâli zâhir olsa, tiz celâli yakalar ânı
Bu âlemde gül açılsa yanında hâr olur peydâ.
Cemal ve celâlin zuhuru ferdî, içtimâî ve ekonomik hayatın her safhası ve her alanı için geçerlidir. Burada önemli olan her celal içre bir cemal ve her cemal içre de bir celal bulunduğunun farkında olabilmek; her zorluk ve sıkıntı ile kolaylık ve mutluluğun arka planını görmek, bunlardan ders almaya çalışmak, çekilen sıkıntı ve derdleri mânevî bir terbiye unsuru olarak değerlendirmektir.
Diğer yandan insanoğlu sosyal bir varlık olduğundan duygu ve düşüncelerini; sevinç ve tasalarını paylaşmak ister. “Sevinçler paylaşıldıkça büyür, sıkıntılar paylaşıldıkça küçülür” anlayışı bunun halkça ifadesidir. İnsanların sevinçlerini paylaşmak kolaydır; sıkıntılarını, zorluklarını paylaşmak ve çareler aramak ise ancak derdli gönüllere nasib bir erdemdir. İnsanların sıkıntılarını hissetmek, yıkık gönüllerin acısını paylaşmak, kimsesiz ve muhtaçları görebilmek onların derdleriyle derdlenmekle mümkündür. İnsanın gönül gündemine alacağı bu özellik, iç dinamiklerinin ateşleyicisidir.
Derdli olmak, kasvetten uzak kalblerin vasfıdır. Kasvetli ve katılaşmış kalpler, taştan daha beter kabul edilir. Çünkü kayalardan öyleleri vardır ki içinden su fışkırır, yine öyle kayalar vardır ki Allah korkusuyla dağlardan yuvarlanır.  Ama taşlaşmış kalplerden asla merhamet eseri zuhura gelmez. O yüzden önce merhamet eğitimi gerekir ki insan başkalarının derdiyle derdlenebilsin.
Allah ikbal günleriyle idbar günlerini insanlar arasında nöbetleşe evirip çevirir. Bolluk yıllarını kıtlık seneleri, kıtlık dönemlerini bolluk devirleri takip eder. İnsanların her döneme hazırlıklı olması; düşenin yanında, yakınında ve yardımında bulunması gerekir. Nitekim asr-ı saadette hicretteki kardeşlik anlayışı ile yokluk zamanlarındaki dayanışma, bunun en güzel örneğidir. Kuran, îmanî bir gaye ile hicrette vatandan, evladdan ayrılıp başka bir yurda göçenlere kucak açan ve onlarla evlerini, yuvalarını, gönüllerini ve imkanlarını paylaşan ensârı “îsâr” vasfı ile senâ etmektedir.
Îsâr, “ihtiyacına rağmen, kardeşini kendine tercih etmek” anlamında ahlakî bir erdemdir. Ancak îsâr, Allah inancı ve âhiret beklentisi olanlara has yüce bir fazilet ve vasıftır. Çünkü âhiret endişesi insanları, başkalarını yüreğinde taşımaya sevketmektedir. Başkalarının yüklerine talip olmayan ve onları yüreğinde taşıyamayan insanlar ne bu dünyada, ne öbür âlemde yüz aklığına kavuşabilir. Dertli ve ihtiyaç sahibi insanları gören ve onların derdleriyle derdlenenler, onlara yararlı olmaya çalışır. Onlar da bu sayede hayata tutunur.
Başkalarının derdiyle derdlenen yürek fedâkardır, diğergâmdır. Çünkü diğergâmlık hodgâmlığın zıddıdır. Hodgâmlık kendini düşünmek, nefsini öne çıkarmak, bencil davranmaktır. Diğergâmlık kendini değil kardeşini düşünmek, kardeşinin ihtiyaçlarını görmeyi kendi ihtiyacından daha önemli saymaktır. Nebevî ifâdesiyle “kendisi için istediğini kardeşi için de istemek, kendisi için istemediğini onun için de istememek”tir.  Şâir insan yüreğinde bulunan başkalarının derdleriyle derdlenme derdine ne güzel vurgu yapmaktadır:
Gündüz bir derd, gece bir derd
Bilemedim nice bir derd
Sol böğrümde ince bir derd
Batar Yunus Yunus diye.
Başkalarının derdini hisseden bir anlayışa sâhip gönül adamı, kendi malını da kardeşinin malı olarak görür. Bu tür yaklaşım tarzı, özellikle yokluk ve darlık zamanlarında; acıları paylaşıp imkanları bölüşmenin gerekli olduğu dönemlerde ayrı bir önem kazanır.
İnsanoğlunun ölümünden sonra gönüllerde yaşamasını sağlayan en önemli husûsiyetlerden birisi tevâzu, diğeri cömerdliktir. Cömerdlik gönlü ve imkânları başkasına açmaktır. Toplumu bir vücut, bir organizma; ferdleri de organizmanın organ ve hücreleri gibi gören Allah Rasûlü, toplum kesimleri arasında bir uçurumun olmamasına özen gösterirdi. Allah Rasûlü fakirlik ve maddî sıkıntıyı en derin biçimde hisseden insanların yüreklerini serinletmek, karınlarını doyurmak ve rahatlatmak üzere daima ashâbını onlara karşı cömert ve diğergâm davranmaya teşvik etmiştir. Nitekim Allah Rasûlü ashâbına: “İki kişilik yemeği olan üçüncü, dört kişilik yemeği olan beşinci ve altıncı... kişi olarak suffalılardan alıp evine götürsün”  buyururdu. Çünkü en büyük zenginlik sayılan kanaat sayesinde “iki kişiye yetecek yemek dört kişiye de yeterdi.”  Asr-ı saadetteki bu îsâr ve diğergâm tavır, mânevî yükselişin adı olmuştu.
Günümüz insanı ise gönülleri fethederek mânevî âlemde yükselmeyi bir kenara bırakıp fizik âlemde yükselerek uzayı fethe soyunmakta; ama gönlünü insanlara ve sonsuz kudrete kapadığından bir türlü yükselememektedir.
Bugün İslâm coğrafyasında yaşanan sıkıntı ve zorluklar ortada. Bu zorluklar televizyon ekranlarına, internet sayfalarına yansıyan görüntüler ve fotoğraf kareleri ile sürekli gündeme gelmektedir. Bu kareler Müslümanların durumuna ilişkin bir fikir veriyor. Onlar televizyon, gazete ve internet sitelerinde boynu bükük ve yıkık halleriyle arz-ı endam ederken acaba bizim aklımız, gönlümüz ve vicdanımız bu derdi ne kadar hissedebiliyor? Âkif’in dediği gibi:
Hiç sıkılmaz mısınız Hazret-i Peygamberden?
Ki uzaklardaki bir mümini incitse diken,
Kalb-i pâkinde duyarmış o musibetten acı,
Sizden elbette olur rûh-ı Nebî dâvâcı.
Toplumda her zaman yıkık gönüllü insanlar, savrulmuş âileler, sahipsiz çocuklar vardır. İşte bütün bunlar, ilâhî rahmetin nüzûlüne vesîle olan alanlardır. Dünyada fakir, yaşlı ve yetim gibi sokakların insafına, milletin vicdânına terk edilmiş yıkık gönüllü insanları aramak ve onları gönül gündemimize alarak yaralarına merhem olmak içtimâi bir görevimizdir. Çünkü Muhammed İkbâl’in ifadesiyle: “Dünyanın gidişatından Müslüman sorumludur.”
Ağaç dalları, budakları, yaprakları ve meyveleri ile ağaçtır. İnsan da yaptıkları kazandıkları ve başkalarına sundukları ile insandır. Dalsız budaksız, yapraksız ve meyvesiz ağaca nasıl kütük denilirse ve ağacın ağaç olma özellikleri yaprakları ve meyveleri ile görülürse insanın da insanlığı ibadet, ahlâk ve özellikle maneviyat atmosferinde başkalarının derdini hissetmekle belli olur. Müslüman “beni sokmayan yılan bin yıl yaşasın” demek lüksünde değildir. Bakmak ve görmek zorundadır. Milli şâirimiz Mehmed Âkif ne güzel anlatır:
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.
Adam aldırma da geç git, diyemem, aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.
Başkalarının derdini görmek ve onların farkında olmak ne büyük erdemdir. Bakmakla görmek arasında fark vardır. Bakmaz ve görmezseniz ne fakir var, ne yetim var, ne acı çeken, ne de derdli var. O yüzden bakmak ve görmek gerekiyor. Baktığında yaralıyı, derdliyi, hüzünlüyü görebilmek ve kendisi için O’ndan bir şefkat nasîbi elde edebilmek bütün dünyayı yüreğinde taşımaya adım atmaktır. Tamamlamakta olduğumuz Ramazan iklimini bu anlayışla değerlendirmek ve bunu hissederek yaşamak terfî-i derecâtımıza vesile olacaktır. Çünkü bu gök kubbede hoş bir sadâ bırakabilmek yıkık bir gönlü yüreğinde taşımaktan, bir gönle girmekten geçmektedir.
Gelin açılan sofralar, yapılan hayırlar ve paylaşılan duygularla bu mâneviyat iklîmini önce gönüllerimizde, sonra hânelerimizde, sonra ülkemizde ve tüm dünyada soluk soluk yaşayalım. Derdi, acıyı, hüznü ve tasayı paylaşalım, dostluk ve sevgiyi bölüşelim. Çünkü dünyada başkalarının derdiyle derdlenmek dünyada huzur ile içimizdeki stres ateşinin söndürülmesinin ve kıyamette cehennem ateşinden kurtulmanın tek yoludur.

Bu yazı 5841 defa okundu.



Bu Kategorideki Diğer Başlıklar
 - Kurum İçi İletişimin Önemi
 - Çiftler, evliliğin ilk yıllarında hangi hataları yapıyor?
 - Hoşlanma, Sevgi ve Aşk Arasındaki Farklar
 - İnsanı Anlamak - Prof. Dr. Özcan Köknel
 - Lütfen duy beni sevgili eşim!
 - Aile İçi Şiddet
 - Flörtün Amerikancası
 - Çalışan bir kadın eşinden ne bekler?
 - Eşinizle bütünleşebildiniz mi?
 - İNSAN İLİŞKİLERİNDE USTALIK-4
 - İNSAN İLİŞKİLERİNDE USTALIK-3
 - İNSAN İLİŞKİLERİNDE USTALIK-2
 - İNSAN İLİŞKİLERİNDE USTALIK
 - Çikolata Parası
 - EVLİLİK SORUNLARI-3
 
MAKALELER
KİŞİLİK
EĞİTİM
İLETİŞİM
HİPNOZ
PSİKOLOJİ
BAŞARI
BAŞARI ÖYKÜLERİ
HAFIZA
KARİYER
AKTİF ÖĞRENME
İMAJ
BEDEN DİLİ
HAYATA DAİR
YAŞAM
MİZAH
ŞİİR
GELİŞTİREN SÖZLER
KİTAP ÖZETLERİ
BİYOGRAFİ
SAĞLIK
BEBEK - ÇOCUK
BİLGİ


Yeni Eklenenler
İbn Rüşd
Ceza Korkusu ile Doğru Yapan Çocuk Doğru Çocuk mudur?
Televizyonsuz Ev
Hakikat Nedir? Gerçek Nedir?
ÖZ'ÜN TERCÜMANI SÖZ
BAŞKALARININ DERDİYLE DERDLENMEK
PSİKOLOJİ ve TASAVVUF
Başarının Sırrı
Zafer Azimlilere Aittir
Psikoloji nedir? Psikolojik hastalıklar nelerdir? Psikolojik hastalıklar nasıl tedavi edilir?
Kurum İçi İletişimin Önemi
Çiftler, evliliğin ilk yıllarında hangi hataları yapıyor?
İyi Ol, Sağlıklı Ol
Yunus Emre
ASMA YAPRAĞI


Döviz Bilgileri
(Doviz)
Alış
Satış

Dolar:
3.3965
3.4026
Euro:
4.0796
4.0869
Güncelle

   
Website Security Test Toplu Mail Gönderimi