Forum •  Email •  Bize Yazın •  Ziyaretçi Defteri •  Anasayfam Yap •   
 Siteiçi Arama
Sonuçlar 2-3 saniye gecikmeli gelir.
Kullanıcı Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre
Şifrem
Yeni Kayıt
Güncel Haberler
Sevgi üç türlüdür

 
Anasayfa / Haberler / 





Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sevgi üç türlüdür
Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış.

Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir diye başlıyor.
Ama Sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz diye soruyor.
Masumi Toyotome diye bir Japon yazmış.
      Sonra anlatmaya başlıyor: sevgi üç türlüdür. 

Birincinin adı "eğer"  türü sevgi. Belli beklentileri karşılarsak bize verilecek sevgiye bu adı takmış yazar. Örnekler veriyor: eğer iyi olursan baban, annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan seni severim. Toyotome  en çok rastlanan sevgi türü budur  diyor. Bir şarta bağlı sevgi. Karşılık bekleyen sevgi. Sevenini, istediği bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaat edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar.
    Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır.
Yazara göre evliliklerin pek çoğu "eğer" türü sevgi üzerinekurulduğu  için çabuk yıkılıyor. Gençler birbirlerinin o anki gerçek hallerine değil, hayallerindeki abartılmış romantik görüntüsüne aşık oluyor ve beklentilere giriyorlar. Beklentiler gerçekleşmediğinde, düş kırıklıkları başlıyor. Sevgi nefrete dönüşüyor. En saf olması gereken anne baba sevgisinde  bile "eğer" türüne rastlanıyor.
    Yazar bir örnek veriyor. Bir genç Tokyo üniversitesi giriş sınavlarını kazanarak babasını mutlu etmek için çok çalışıyor. Okul dışında hazırlama kurslarına da gidiyor. Ama başarılı olamıyor. Babasının yüzüne bakacak hali yok. Üzüntüsünü hafifletmek için bir haftalığına Hakone kaplıcalarına gidiyor. Eve döndüğünde babası öfkeyle sınavları kazanamadın. Bir de utanmadan Hakone'ye gittin?" diye bağırıyor. Delikanlı "ama baba vaktiyle sen de bir ara kendini iyi hissetmediğinde Hakone kaplıcalarına gittiğini  anlatmıştın" diyor. Baba daha çok kızarak delikanlıyı tokatlıyor. Çocuk da intihar ediyor.Gazeteler intiharın anlık bir sinir krizi sonucu olduğunu söylediler, yanılıyorlardı diyor yazar. Delikanlı babasının kendisine olan sevgisinin yüksek düzeydeki beklentilerine bağlı olduğunu anlamıştı.
    İnsanlar "eğer" türü sevginin üstünde bir sevgi arayışı içindeler aslında. Bu sevginin varlığını ve nerede aranması gerektiğini bilmek bu genç adamın yaptığı gibi yaşamı sürdürmekle ondan vazgeçmek arasında bir tercih  yapmakla karşı karşıya kaldığımızda önemli rol oynayabilir diyor Masumi Toyotome. İlginç değil mi?

     İkinci türe geçiyoruz. "Çünkü" türü sevgi. Toyotome bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu  yada bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu  bir niteliğe ya da koşula bağlıdır. Örnek mi? Seni seviyorum. Çünkü çok güzelsin (yakışıklısın). Seni seviyorum. Çünkü o kadar popüler, o kadar zengin, o kadar ünlüsün ki. Seni seviyorum. Çünkü bana o kadar güven veriyorsun ki. Seni seviyorum. Çünkü beni üstü açık arabanla, o kadar romantik yerlere götürüyorsun ki. Yazar, Çünkü türü sevginin eğer türü sevgiye tercih edileceğinianlatıyor. 
     Eğer türü sevgi bir beklenti  koşuluna bağlı olduğundan büyük ve ağır  bir yük haline gelebilir. Oysa zaten  sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz hoş bir şeydir egomuzu okşar.  Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir.

İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih ederler. Bu tür sevgi onlara  yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama derin düşünürseniz, bu türün eğer türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki bu tür sevgi de, yükler getirir insana. İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler.Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin, artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabete girer. Ailenin en küçük kızı yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Üstü açık  BMW'si ile hava atan delikanlı, Ferrari ile gelene içerler. Evli kadın  kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. O zaman  bu tür sevgide güven duygusu bulunabilir mi diye soruyor Toyotome.
     Çünkü türü sevgi de, gerçek ve  sağlam sevgi olamaz diyor. Bu tür sevginin güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var. Birincisi acaba bizi seven kişinin düşündüğü kişi miyiz korkusu. Tüm insanların iki yani vardır. Biri dışa gösterdikleri öteki yalnızca kendilerinin bildiği. İnsanlar sandıkları kişi olmadığımızı  anlar ve bizi terk  ederlerse korkusu buradan doğar. İkincisi de ya günün birinde değişirsem ve insanlar beni sevmez olurlarsa endişesidir.
      Japonya'da bir temizleyicide çalışan dünya güzeli kızın yüzü patlayan kazanla parçalanmış.Yüzü fena halde çirkinleşince, nişanlısı nişanı bozup onu terk etmiş. Daha acısı ayni kentte oturan anne  ve babası, hastaneye ziyarete bile gelmemişler, artık çirkin olan kızlarını. Sahip olduğu sevgi, sahip olduğu güzellik temeli üstüne bina edilmiş olduğundan bir günde olmuş. Güzellik kalmayınca sevgi de kalmamış. Kız birkaç ay sonra kahrından ölmüş...
     Japon yazar toplumlardaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor. Peki o zaman, gerçek sevgi, güvenilecek sevgi ne?
     Ve işte sevgilerin en gerçeği. Üçüncü tür sevgi benim "rağmen" diye  adlandırdığım türdür diyor yazar. Bir koşula bağlı olmadığı için ve karşılığında bir şey beklenmediği için, "Eğer" türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil. Bu üçüncü tür  sevgide, insan bir şey olduğu için değil, bir şey olmasına rağmen sevilir. Güzelliğe bakar misiniz. Rağmen sevgi. Esmeralda, Quasimodo'yu dünyanın en çirkin,  en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. Asil, yakışıklı, zengin delikanlı da Esmeralda'ya çingene olmasına rağmen tapar. Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı, en sefil insani olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Tabii bu sevgiyle karşılanması şartı ile. Burada insanın, iyi, çekici ya da zengin konum edinerek sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına yada kötü geçmişine rağmen olduğu gibi, o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama en değerli gibi  sevilebiliyor. 
    Japon yazar yüreklerin en çok susadığı sevgi budur diyor. Farkında  olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı ya da ünden daha önemlidir. Bunun böyle olduğundan nasıl emin olursunuz? Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. Şu soruma evap verin diyor. Kalbinizin  derinliklerinde, dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve üne olan ilginizi yitirmez  miydiniz? Kendi kendinize yaşamamın ve  yararı var diye sormaz miydiniz? Devam
ediyor Toyotome: Şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi.O an yaşam size anlamsız gelmez miydi? Diyelim sıradan bir yaşamınız  var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek, derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz olmasa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız? Diye soruyor ve yanıtlıyor:  Öyleleri  ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar ya da iyice  dağıtıp yaşayan ölü haline geliyorlar. Toyotome, hem de nasıl iddialı savunuyor rağmen sevgiyi. Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni rağmen türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır. Son sözlerinde biraz umutsuz, Toyotome. Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor.. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok? Diye açıklıyor.
     Anlatıyor: Yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da  aynı şeyi başkasından beklemektedir. Peki bu dünyada sevgi ne kadar var. Yazara göre, açlığımızı biraz bastıracak kadar. Ve de yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım, bizi daha müthiş bir sevgi   açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.
     Hani nerede? Hepsi o. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda.

 
      "
DÜNYADAKİ EN BÜYÜK KITLIK, RAĞMEN TÜRÜ SEVGİNİN   YETERİNCE OLMAYIŞIDIR. "

Bu yazı 12343 defa okundu.



Bu Kategorideki Diğer Başlıklar
 
MAKALELER
KİŞİLİK
EĞİTİM
İLETİŞİM
HİPNOZ
PSİKOLOJİ
BAŞARI
BAŞARI ÖYKÜLERİ
HAFIZA
KARİYER
AKTİF ÖĞRENME
İMAJ
BEDEN DİLİ
HAYATA DAİR
YAŞAM
MİZAH
ŞİİR
GELİŞTİREN SÖZLER
KİTAP ÖZETLERİ
BİYOGRAFİ
SAĞLIK
BEBEK - ÇOCUK
BİLGİ


Yeni Eklenenler
İbn Rüşd
Ceza Korkusu ile Doğru Yapan Çocuk Doğru Çocuk mudur?
Televizyonsuz Ev
Hakikat Nedir? Gerçek Nedir?
ÖZ'ÜN TERCÜMANI SÖZ
BAŞKALARININ DERDİYLE DERDLENMEK
PSİKOLOJİ ve TASAVVUF
Başarının Sırrı
Zafer Azimlilere Aittir
Psikoloji nedir? Psikolojik hastalıklar nelerdir? Psikolojik hastalıklar nasıl tedavi edilir?
Kurum İçi İletişimin Önemi
Çiftler, evliliğin ilk yıllarında hangi hataları yapıyor?
İyi Ol, Sağlıklı Ol
Yunus Emre
ASMA YAPRAĞI


Döviz Bilgileri
(Doviz)
Alış
Satış

Dolar:
3.8664
3.8734
Euro:
4.5253
4.5334
Güncelle

   
Website Security Test Toplu Mail Gönderimi